2008 March | SaglikDersi.NET

Ekzimer Lazer LASIK

Sağlık Konuları İlk yorumu sen yap! »

Ekzimer Lazer ile LASIK ‘ in farkları

Ekzimer Lazer’ de ışın direkt olarak gözün kornea tabakasına yönlendirilir. LASIK’ te ise kornea tabakasında bir kapak açıldıktan sonra ışın kornea tabakasının ortasına yönlendirilir ve kapak kapatılır.

Gözün Kırılma Kusurları Nelerdir ?

Miyopide, gözün ön-arka ekseninin genelde uzun olmasından dolayı uzaktaki cisimlerin görüntülerinin gözün arkasındaki merkez görme noktasına varmadan odaklaşması sonucu ağtabakada net görüntü oluşamaz.

Hipermetropide, gözün ön-arka ekseni kısa olduğundan görüntü merkez görme noktasında bulanık olur, ancak arkasında netleşir.

Astigmatta ise, görüntü merkez görme noktasında eğik / bozuk olarak meydana gelir.

Okumaya devam et >>>»

Diabetik Retinopati

Sağlık Konuları İlk yorumu sen yap! »

Prof Dr Jale Menteş

Diabetes Mellitusun en önemli komplikasyonlarından biri olan “Diabetik Retinopati” 20-64 yaş arasındaki kişilerde (yani çalışan nüfustaki), körlük nedenlerinin en başında yer almaktadır. Diabetik retinopati ve komplikasyonları

nedeniyle her yıl körlük oranlarına %12-14 lük bir oran eklenmektedir. Bu oran, ABD için her yıl 8000 yeni körlük olgusu demektir.

Bu rakamlar, gelişmemiş ülkeler için biraz daha düşüktür. Bundan 30 yıl önce, önlenemez ve nispeten tedavi edilemez bir hastalık olarak tanımlanan diabetik retinopati, laser teknolojisindeki gelişmelerin katkısı ile bugün artık, diğer körlük nedenleri gibi olmayıp “önlenebilir ve/veya tedavi edilebilir” bir hastalıktır ve diabetik retinopatiden kaynaklanan görme kayıpları da önlenebilir körlük nedenleri arasındadır.

Okumaya devam et >>>»

Çocukluk çağı göz hastalıkları

Sağlık Konuları İlk yorumu sen yap! »

PEDİATRİK OFTALMOLOJİ

Doç Dr Süheyla Köse

SEMPTOMATOLOJİ

Eriţkinlerle iliţkili pek çok muayene metodu ve oküler bozukluk çocuklar içinde geçerlidir. Ancak çocuklarda muayene ve bazı patolojiler özellik gösterir. Muayene erişkinlerde olduğu gibi kolaylıkla uygulanamaz. Sağlıklı muayene edilemeyen bebeklerin inhalasyon anestezisi altında değerlendirilmeleri gerekir. Pediatrik rutin muayenede öncelikle görme fonksiyonu ve oküler bütünlük değerlendirilmelidir. Muayeneye getirilen bir bebekte görme fonksiyonları bakılmalı, korneanın boyutu ve berraklığı incelenmeli, pupil ışık reaksiyonları izlenmeli, başın pasif olarak çevrilmesine cevaben göz hareketleri incelenmeli, gözlerde kayma olup olmadığı saptanmalı (Hirschberg testi), ve oftalmoskop ile fundus muayenesi yapılmalıdır.

Görme keskinliğinin değerlendirilmesi:

Görme keskinliği her iki gözde ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Çocuğun diğer gözü ile gizlice bakması engellenerek görme alınmalıdır. İki yaş altındaki çocuklarda görme keskinliği, çocuğun ışığa fiksasyonu, objeleri takibi, pupil ışık reaksiyonu, Teller keskinlik kartları (tercihli bakış testleri), VEP ve optokinetik nistagmus gibi muayene yöntemleri ile saptanabilir. Üç yaş ve üzerindeki çocuk koopere olabilir, bu nedenle Allen kartları, E harflerinin yönleri veya bebek, at gibi resimlerin gösterilmesi ve çocuğun cevabı ile subjektif olarak görme keskinliği saptanabilir.

Çocukta önemli bazı klinik görünümlerin ayırıcı tanısında aşağıdaki patolojiler düşünülmelidir.

Bulanık korneaya neden olan patolojiler; Bulanık ve ödemli bir kornea varlığında konjenital glokom, Descemet membranında yırtılmaya yol açan travma, mukopolisakkaridozlar (Hurler, Schei, Morguio vs…), mukolipidozlar, interstisyel keratit araştırılmalıdır.

Okumaya devam et >>>»

Bilgisayar kullanımına bağlı göz yorgunluğu

Sağlık Konuları İlk yorumu sen yap! »

Günümüz modern teknolojisinde, ister iş hayatı ister özel hayat olsun, bilgisayarların yeri ve önemi inkar edilemez. Bu makinelerin faydası yadsınamamakla birlikte, kullanımları yüksek görsel dikkat istemektedir. Bilgisayar kullanımına bağlı olarak artan şikayetlerin büyük çoğunluğu, gözlerle ilgili olanlarıdır.

Bilgisayar kullanımına bağlı olarak, gözün kendisinde ya da görme kalitesinde birtakım problemlerin meydana gelmesi, göz yorgunluğu hali olarak yorumlanmaktadır. Sıklıkla görülen belirtileri şöyle sıralanabilir: Yorgun ve ağrılı gözler, gözlerde yanma ve batma, bulanık görme, kuruluk hissi, sulanma, kaşıntı, kızarıklık, gözleri kısarak bakmak, odaklama zorluğu, çift görme, yazı karakterlerinin veya grafiklerin etrafında ışık hareleri ya da saçılmalar görmek, ışığa karşı hassasiyet, baş ağrısı, boyun, sırt ve omuz ağrısı.

Okumaya devam et >>>»

Blefarit - Gözkapağının iltihabi

Sağlık Konuları İlk yorumu sen yap! »

Blefarit ne demektir ?
Blefaron Latincede gözkapağı anlamına gelir. Blefarit gözkapağının iltihabi bir hastalığıdır. Her iki cinsiyette, her yaşta görülebilir ve oldukça yaygındır. Blefarit süreğen bir hastalıktır, tedaviye rağmen tekrarlayabilir.

Blefarit hastalığı, anatomik ve klinik özellikleri açısından ön ve arka blefarit olarak ikiye ayrılır. Ön blefaritte gözkapağının özellikle dış kenarı, kirpik dipleri etkilenir. Ön blefarit, bakterilerin aşırı miktarda çoğalmasına veya derinin yağlı-kepekli olmasına bağlıdır. Arka blefarit ise kapağın göze değen arka kısmını etkiler ve buradaki gözyaşı yağ bezlerinin anormal olmasıyla ilişkilidir.

Vücutta ve gözde başka hastalıklarla birlikte olabilir mi?
Blefaritli hastalarda akne rosasea ve seboreik dermatit gibi cilt hastalıkları sık olarak görülür. Bu hastalıklardan ilki, yüz derisinde kızarıklık ve kabalaşma, diğeri ise ciltte aşırı yağlanma ve saç kepeklenmesi gibi belirtilerle kendini gösterir.

Okumaya devam et >>>»

Behçet Hastalığı

Sağlık Konuları İlk yorumu sen yap! »

Tanım:

İlk kez 1937 yılında Türk dermatoloji profesörü Dr. Hulusi Behçet tarafından tarif edilen Behçet hastalığı, ağızda ve genital bölgelerde yaralara (aft, ülser) ve gözde inflamasyona (iltihaba) yol açan kronik bir hastalıktır. Bazı hastalarda artrite, damar iltihabı ve tıkanmalarına sindirim kanalında, beyin ve omurilikte inflamasyona da neden olmaktadır.

Behçet hastalığı her hastada farklı bir tablo çizer. Bazı hastalarda hastalık hafif seyreder ve sadece ağızda ve genital bölgede ülserler bulunur. Bazılarında ise daha şiddetlidir ve menenjite neden olabilir (beyni saran zarların iltihaplanması). Şiddetli bulgular genellikle ilk belirtiler başladıktan aylar, hatta yıllar sonra ortaya çıkarlar. Bulgular uzun bir süre devam edebileceği gibi, bir kaç haftada da geçebilir. Tipik olarak, bulgular görülür, kaybolur ve tekrar ortaya çıkarlar (alevlenme dönemleri).

Okumaya devam et >>>»

Astigmatizm Astigmat

Sağlık Konuları İlk yorumu sen yap! »

Düzenli ve düzensiz olarak iki ana gruba yarılır. Gözün en kuvvetli ata merceği olan korneanın yuvarlak olması gerekirken oval ya da yamuk olması şeklinde özetlenebilir.

Bu şekilde nesnelerin görüntüsü görme noktası üzerine düşer, ancak bu görüntü oval ya da yamuk görüntüdedir. Aynı cismin bir kısmı net, bir kısmı bulanık olarak görünür. Beynin düzeltme mekanizmaları bozuk olan kısımları düzeltirken net olanlar bulanıklaşır ve baş ağrısı gelişir. Astigtamtizma baş ağrısının yaygın sebepleri arasındadır.

Miyop ve hipermetrop ile birlikte görülebilir. Bir gözdeki astigmatı belirlemek için iki değer kullanılır; 1-Astigmatın yani yamukluğun büyüklüğü

2-Astigmatın yönü

Okumaya devam et >>>»

Acil göz hastalıkları

Sağlık Konuları İlk yorumu sen yap! »

GÖZ YARALANMALARINDA KORUNMA VE İLKYARDIM

Biliyor musunuz ki, göz yaralanmalarının (kazalarının) %90′ı önlenebilir. Yine biliyor musunuz ki göz kazalarının (yaralanmallarının) %45′ı ev oritamında olur. İster evde, ister okulda, ister işte, ister oyunda, nerede olursanız olun, görmenizi koruyacak her önlemi almalısınız. Bu küçük broşürde, gözlerinizi yaralanmalardan korumak için bazı öneriler vereceğiz. Elbette bir kaza olduğunda sorunu tek başınıza çözemeyebilirsiniz. 0 durumda en yakınınızdaki hekime başvurmanız gerekecektir. İlk yardım yapıldıktan sonra sorununuzu hekiminizle paylaşabilirsiniz.

Göz Yaralanmasından Korunma

Göz yaralanmasına bağlı görme kaıyıplarını önlemede ilk ve en önemli adım yaralanmayı engellemektir.

Evde ne yapalım?

Günlük yaşantımıızda kullandığımız pek çok madde gözle değdiğinde ciddi yanmalarlyanıklar yapar. 0 nedenle; spreyleri kullanırken (saç spreyi, sprey deodorant, spreyli temizlik araçları) Çok dikkatli olun ve gözünüze gelmemesi için çıkış deliğini dışarıya ve göz seviyesinden aşağıya ayarlayın.

Okumaya devam et >>>»

Arpacık

Sağlık Konuları İlk yorumu sen yap! »

TANIM:

Arpacık, etkilediği gözkapağı bezlerine göre ikiye ayrılır. Gözkapağının dışında kirpiklere bağlı yağ bezleri vardır. Bunlar, gözün yüzeyini koruyan yağı (sebum) salgılarlar. Bazen salgı bezi kanalı tıkanır ve içerde kalan bakteriler “dış” arpacığa neden olurlar.

Gözkapağının içinde ise, “meibom bezleri” denen bir dizi bez daha vardır. Bunlar da yağ bezleridir, ancak kirpiklerle bağlantılı değillerdir, gözkapağının arka yüzüne açılırlar. Burada oluşan bir tıkanıklık ve enfeksiyon da “iç” arpacığa neden olur.

Sık karşılaşılan bir sorundur. Nadiren cerrahi girişimler gerektirmekle birlikte, genellikle antibiyotik uygulamasıyla ve öteki basit yöntemlerle iyileştirilebilmektedir.

Arpacık daha çok, derileri kuru ve egzamaya eğilimlilerde görülür. Kepek ve pullanma bu koşullarda ortaya çıkar ve arpacık bunların etkisiyle oluşur. Diğer enfeksiyonlarda olduğu gibi, genel olarak beden sağlığının bozuk olması ve direnç düşüklüğü de arpacığın sık görülmesine neden olur.

Okumaya devam et >>>»

Her Yaşa Farklı Bakım

Güzellik bilgileri İlk yorumu sen yap! »

Eğer henüz 20′li yıllarını sürüyorsanız o zaman cilt problemleriyle henüz karşılaşmadınız demektir.

Güzelliğin birinci koşulu cilt bakımı şüphesiz. Tabi doğru bakım yöntemini seçebilmek de burada önemli bir rol üstleni­yor. Uzmanlara göre her yaşın ürünleri farklı. Dolayısıyla bu basit kuralı göz önünde bulunduran her kadının, yaşı kaç olur­sa olsun, güzel bir cilde sahip olması mümkün. Çünkü güzelli­ğin yaşı yok…

Güneş, rüzgâr, yağmur ve soğuk gibi değişik iklim koşulları, giderek çoğalan çevre kirliliği ve incelen ozon tabakası karşısın­da cildimiz de göstermek zorunda olduğu direnç katlanarak ço­ğalıyor. Hergün karşı karşıya kaldığımız bu olumsuz faktörler cildin yaşlanmasını hızlandırıyor.

Gülmek, hayal kurmak, konuşmak ya da hayret etmek… yüz­deki izler ya da kırışıklıklar bazen bu hoş güdülerle daha özel­likli bir hal alabiliyor. Ama zaman içinde günlük kas maratonu­nun izleri giderek derinleşiyor ve yüze yerleşiyor. Aslında cildin yaşlanmasında en büyük etken genetik özelliklerle bağlantılı. Bir bölümde de dış faktörler rol oynuyor. Eğer bunların içinde ana nedenleri sayacak olursak iklim koşulları, sağlıksız yaşam, cilt bakımına yeterince önem vermemek, ilaç kullanmak, fazla sigara ve alkol tüketimi ilk sıralarda yer alıyor. Bu olumsuzluk­lar da kendini ciltte kırışıklık olarak ortaya koyuyor. Ten rengi cansızlaşıyor, cilt soluyor, kuruyor ve parlaklığını yitiriyor. Pig­ment lekeleri sağlıksız bir cildin habercisi olarak cilt yüzeyine yerleşiyor. Bu arada bio kimyasal değişiklikler de cildin iç kat­manlarında etkili oluyor. Cildin üst yüzeyi olan epidermis ger­ginleşirken orta tabaka olan dermiş inceliyor ve elastikiyetini kaybediyor. Cilt tabakaları arasındaki iletişim giderek azalıyor. Yağ dokusu yeniden yapılanıyor ve derin tabakalardaki cilt elastikiyeti bozuluyor. Kas lifleri üzerinde bulunan cilt çizgileri giderek derinleşiyor ve bir daha düzelemiyor. Bunun sonuçları olarak arşımıza solgun, direnci az, elastikiyetini kaybetmiş bir cilt tipi çıkıyor.

Cildin orta yaş krizi
Peki, 30,40 ya da 50. Doğum günlerinde yaşlılık krizine giren kadınların sayısı ne kadardır dersiniz? Çok değil çünkü kadınlar artık yaşlılığa çok daha güvenli ve korkusuzca bakıyor. Yapılan araştırmalar 35-40 yaş arsındaki oran için görünümün kesinlik­le büyük önem taşıdığını ortaya koyuyor. Ve onlar da ciltlerinin artık 20 yaşındaki kadar genç, gergin ve taze görünmeyeceğinin farkında. Dermatologların ve kozmetikçilerin bildiği bir şey var o da kırışıklıklar, elastikiyet kaybı ve yorgun ciltlerde sadece do­ğal yaşlanma sürecinin suçlu olmadığı. Suçlular arasında UV ışınları, çevre kirliliği, cildimizi çoğunlukla olduğundan daha yaşlı gösteren stres gibi dış etkenler de bulunuyor. Yeni anti-aging kremleri bu yüzden oldukça hassas içerikleriyle ortaya çı­kıyor. Sadece ciltteki beslenme ve enerji yetersizliğini dengele­mekle kalmıyor aynı zamanda koruma mekanizmasını da yeni­den harekete geçiriyor. Bileşimlerindeki yeni saf bio-etkili maddeler doğadaki malzemelerden ve bitki özlerinden oluşu­yor.

Korunma 20′lerin ilk koşulu
Eğer henüz 20′li yıllarını sürüyorsanız o zaman cilt problem­leriyle henüz karşılaşmadınız demektir. Çünkü cildiniz henüz genç ve taze görünümünü korumaya devam eder. Doku ise kı­rışıklıkların oluşmasını önleyecek kadar elastik ve yeterince ne­me sahiptir. Yine de çevre kirliliği, olumsuz dış etkenler ve gü­neş ışınların zaman içinde nasibini almaktan kurtulamaz. 20′li yaşlarda cildin kan dolaşımı normal bir düzende sağlıklı bir şe­kilde devam etmektedir. Bu yüzden parlak ve pürüzsüz bir gö­rünümdedir. Ancak 25 yaşla birlikte vücudun yaşlanma saati yavaş yavaş işlemeye başlar. Vücut elastin, kollajen ve ter üreti­mini giderek kısıtlamaya başlar. Cilt gün be gün kendini nem­lendirme gücünü kaybeder ve kuru bir görünüm alır. Bu yüz­den 20′lerin son demlerinde cildinizde ince de olsa ilk kırışık­lıklarınızla yüzleşmeye hazır olun, özellikle de göz çevresinde… Termal suyla ve nemlendiricilerle yapılan ilk bakımlar cildin mümkün olduğunca uzun süre gençliğini korumada etkilidir.

Uyguladığınız bakım E ve C vitaminli ürünlerle desteklendiğin­de ise hücrelere zarar veren serbest radikallerin nötralize olma­ları çok daha kolay olacaktır. 20′li yaşlar için en ideal bakım ürünleri hafif içerikli j el formundaki kremler ya da sıvılardır. En az bakımlar kadar önemli olan bir konu daha var ki o da cildin güneş ışınlarından korunması olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü zararlı ışınlar hala cilt yaşlanmasında en önemli etken olmaya devam ediyor. Birçok kozmetik ürünü UV korumalı olarak üre­tiliyor. Benim tavsiyem, ister kış ister yaz günü olsun, dışarı çı­karken cildinize mutlaka bir nemlendirici sürmelisiniz.

Bu yaşlarda derinlemesine temizliğin önemi bir kez daha or­taya çıkıyor. Çünkü cilt sadece ergenlik döneminde değil daha sonraki dönemde de olumsuz çevre koşullarından etkileniyor. Bu yüzden uyumadan önce makyajınızı iyice temizlemeyi ih­mal etmeyin. Yoksa cildinizin mat bir görünüm alması ve can­lılığını yitirmesi işten bile değil. Cilt sorununuz yoksa bile gün­de bir kez süt, krem ya da köpükle temizlemeyi alışkanlık hali­ne getirin. T bölgesi olarak bilinen alın, çene ve yanak bölgesi özellikle temiz tutulması gereken bölgeler arasında. Dolayısıyla.. cildinizi sadece akşamları değil sabahları da temizlemenizde fayda var.


Copyright © 2007 SaglikDersi.NET. All rights reserved.